
Bunlar işin kitabi anlatımı. Baktığınızda neredeyse doğru gibi gözüküyor. Biraz daha bilmesek neredeyse bizi inandıracak açıklamalar. Ancak olay o değil, hiç de öyle olmadı.
Bilişim Fuarı başladığı günlerden bu yana hep büyüdü. Her sene büyüdü, her sene daha da kalabalıklaştı. Eskiden İstanbul’un göbeğinde yapılırdı ama sonra İstanbul’da fuarı kaldırabilecek büyüklükte salon kalmadı. Küçük olsun bizim olsun da diyemedik çünkü kurum ve kuruluşlar resmen kastılar bu fuarın içinde yerlerini alabilmek için.
Fakat giderek büyümenin ardından bazıları Türk bilişimini Avrupa’ya açılmayı yanlış anladı ve fuar merkezini neredeyse Bulgarisan sınırına taşıdılar. İş dünyası o kadar uzağa gider miydi, o kadar uzağa gittikten sonra insanlar sadece ürünleri inceleyip geri döner miydi, gitmişken çer çöp ne varsa alır mıydı… Şirketler o kadar gün için o kadar mesafe gitmişken torbalarla mal toplama stresli insanların kısa uğramalarından tatmin olur muydu?
Bunların hepsi üst üste gelince her şey olması gerektiği gibi gitmedi elbette. Bir de üstüne fuarın sahipliği değişince iş iyice koptu. Bir de üstüne oraya verikleri paraları çıkaramayan ve küçük de olsa kendi fuarlarını yapacağını belirten büyük telekom şirketleri olunca… Bitti.
Geçen sene fuar yapıldı ama görevli olarak oraya gidenler ve biz gazeteciler de dahil aslında cenaze namazı kılmaya gittik. Fuarın kapanmaması için devlet kurumları bir olup sponsorluk gerçekleştirse de tutmadı. Bu sene gerçekten kötü bir yıldı ve arkasında iz bırakmadan bitti.
Şimdi sektör istedi biz o yüzden Yeşilköy’e geliyoruz deyince kim inanır bilmiyorum. Ama gelen sayısının düşmesi üzerine daha da küçük ve doğal olarak ucuz olan bir yere gidiyoruz deseler inanan çıkardı.
Şehir içi fuar hayırlı olsun.