4. Bölüm: Jedi Düzeni Neden Kaybetti?
Aydınların, kurumların ve ahlaki üstünlük iddiasının körlüğü
| İyi tarafta olmak, tarihi doğru okumak anlamına gelmez. |
Star Wars’un en kolay okuması şudur: Palpatine kötüydü, Sith’ler karanlıktı, Jedi’lar iyiydi ve Cumhuriyet bu kötüler tarafından ele geçirildi. Bu okuma yanlış değildir; ama eksiktir. Çünkü Star Wars’un asıl politik gücü, kötülüğün yalnızca kötülerin kötülüğünden ibaret olmadığını göstermesindedir. Karanlığın kazanmasında aydınlık tarafın körlüğünün de payı vardır.
Jedi düzeni bu körlüğün en önemli örneğidir. Eğer Jedi’lar bu kadar bilgeyse, Palpatine’i neden göremediler? Güç’ü hissedebiliyorlarsa, Cumhuriyet’in çürüdüğünü neden anlayamadılar? Barışın koruyucularıysalar, nasıl oldu da savaş makinesinin generallerine dönüştüler? Anakin’in içindeki karanlığı seziyorlarsa, onu neden gerçekten anlayamadılar?
| Ahlaki üstünlük iddiası, ahlaki uyanıklığın yerini alamaz. |
Jedi’lar sıradan savaşçılar değildir. Mistik bir geleneğin taşıyıcılarıdır. Güç’ü hisseder, dengeyi korumaya çalışır, kişisel hırstan ve öfkeden uzak durmayı öğretirler. Fakat zamanla kendi varlıklarını Cumhuriyet’in varlığıyla fazla özdeşleştirirler. Cumhuriyet’i korumayı adaleti korumakla aynı şey sanırlar. Oysa bir kurumun adı Cumhuriyet diye, her zaman cumhuriyetçi davranacağı garanti değildir.
Jedi’ların ilk büyük hatası budur: Kurumu ilkenin yerine koyarlar. Senato’nun yanında durmayı halkların yanında durmakla eşit görürler. Devletin devamını dengenin devamı sanırlar. Oysa bir yapı kendi varlık nedeninden uzaklaşmışsa, onu otomatik olarak savunmak erdem değildir. Bazen asıl erdem, kurumun adını değil, temsil etmesi gereken ilkeyi savunmaktır.
Jedi düzeninin ikinci büyük sorunu halktan kopmasıdır. Coruscant’taki tapınakları görkemlidir; ama aynı zamanda semboliktir. Jedi’lar iktidarın kalbine çok yakın, sıradan hayatların ise uzağındadır. Tatooine’deki köleliği, dış halkalardaki yoksulluğu, merkezden uzak gezegenlerin öfkesini yeterince hissedemezler. Anakin’in çocukluğu bu başarısızlığın en açık kanıtıdır.
Anakin köle olarak doğmuştur. Cumhuriyet’in hukukunun ulaşmadığı bir yerde büyümüştür. Eğer Cumhuriyet evrensel adalet düzeniyse, Tatooine neden onun dışında kalmıştır? Eğer Jedi’lar barışın ve adaletin koruyucularıysa, kölelik neden hâlâ vardır? Jedi düzeni bu soruları yeterince sormaz. Yüksekten bakmak bazen uzağı görmek değil, aşağıdakileri duymamak anlamına gelir.
| Kurumlar halktan koptuğunda, kendi doğrularının yankısında bilge olduklarını sanırlar. |
Jedi’ların dogmatizmi Anakin meselesinde daha da görünür hale gelir. Anakin güçlüdür, yaralıdır, korkmuştur. Annesinden koparılmıştır. Sevgiye, güvene ve yönlendirilmeye ihtiyaç duyar. Jedi düzeni ona disiplin verir, eğitim verir, görev verir; ama onun korkusuyla gerçekten konuşamaz. Ona “bağlanma” der; ama bağlanma ihtiyacının hangi yaradan doğduğunu anlamaya çalışmaz.
Kurumlar da bazen insanlara böyle davranır. Kural koyar ama yara okumaz. Disiplin ister ama hikâye dinlemez. Sadakat bekler ama güven vermez. Gençlerin, yoksulların, dışlanmışların, öfkelilerin ve korkmuşların ruh halini anlamak yerine onlara ahlak dersi verir. Sonra da o insanlar başka bir sesin peşinden gittiğinde şaşırır.
Palpatine Anakin’i tam buradan yakalar. Ona kural anlatmaz. Onun öfkesini ayıplamaz; meşrulaştırır. Onun korkusunu bastırmasını istemez; büyütür. “Jedi’lar seni anlamıyor” der. “Sana hak ettiğin değeri vermiyorlar” der. “Sen seçilmiş kişisin” der. Manipülasyonun etkili olmasının nedeni, Jedi’ların bıraktığı boşluktur.
Jedi düzeninin bir başka hatası siyaseti küçümsemesidir. Güç’ü, ahlakı ve disiplini önemserler; ama Palpatine gibi bir figürün krizleri nasıl siyasal sermayeye çevirdiğini geç anlarlar. Ahlaki insanlar bazen siyasetin kirli oyunlarını anlamayı kendilerine yakıştıramaz. Oysa ilke, örgütsüz kaldığında zayıflar. Hakikat, propaganda karşısında yalnız bırakıldığında yenilir.
| Jedi’lar ahlaki olarak Palpatine’den üstündür; ama Palpatine siyaseti onlardan çok daha iyi okur. |
Klon Savaşları Jedi’ların bağımsız ahlaki konumunu daha da zayıflatır. Cumhuriyet ordusunun generalleri haline gelirler. Savaşın yüzlerinden biri olurlar. Palpatine’in istediği şey de budur. Halkın gözünde artık yalnızca bilge koruyucular değil, savaşın aktörleridirler. Order 66 geldiğinde onları hain ilan etmek bu yüzden daha kolay olur.
Ahsoka Tano’nun hikâyesi de bu kurumsal kırılmanın sembolüdür. Haksız yere suçlandığında Jedi Konseyi onu yeterince koruyamaz. Gerçek ortaya çıksa bile güven kırılmıştır. Bir kurum hata yapabilir; ama hatasını nasıl ele aldığı, o kurumun ahlaki kalitesini belirler. Ahsoka’nın ayrılışı, genç ve sezgisel olanların kurumdan uzaklaşmasının alarmıdır.
Count Dooku ise başka bir uyarıdır. Cumhuriyet’in çürüdüğünü ve Jedi’ların körlüğünü görmüştür; ama çözümü karanlık tarafta arar. Bu, politik olarak çok önemlidir. Bir sistemi doğru eleştirmek, doğru yerde durduğunuz anlamına gelmez. “Bu düzen bozuk” diyen herkes özgürlük istemiyor olabilir; bazıları yalnızca kendi otoritesini kurmak ister.
Jedi’ların yenilgisi askeri bir yenilgi olmadan önce ahlaki ve siyasal bir yenilgidir. Halkla bağları zayıflar, Cumhuriyet’le fazla özdeşleşirler, savaşa çekilirler, Anakin’i kaybederler, Ahsoka’yı kaybederler, Palpatine’i geç okurlar. Order 66 fiziksel tasfiyedir; ama anlam kaybı çok daha önce başlamıştır.
| Karanlık taraf yalnızca saldırarak kazanmaz; bazen aydınlık tarafın kendi körlüğünü bekler. |
Star Wars’un dördüncü politik dersi budur: İyi tarafta olmak yetmez. İyi tarafta kalabilmek için kendini sürekli sorgulamak gerekir. Kılıçlar, gelenekler, tapınaklar ve saygınlık Jedi’ları kurtarmaz. En kritik anda ihtiyaç duydukları şey eksiktir: Gerçeği zamanında görme cesareti.
Jedi düzeninin trajedisi, kötü olmalarında değil, kendi iyiliklerinden emin olmalarında yatar. Kötü niyetli değillerdir; ama iyi niyetin yeterli olduğuna fazla inanırlar. Bir kurum kendi ahlaki konumunu sürekli sorgulamayı bıraktığında, eski saygınlığına yaslanmaya başlar. Saygınlık ise canlı bir şeydir; geçmişten devralınır ama her dönemde yeniden kazanılması gerekir.
Jedi Tapınağı’nın Coruscant’ta, siyasal iktidarın kalbinde yükselmesi bu açıdan güçlü bir semboldür. Tapınak, bilgelik merkezi olduğu kadar merkezileşmiş seçkinliğin de göstergesidir. Jedi’lar galaksinin acılarını görür; ama çoğu zaman onları yüksek bir soyutlama düzeyinden görür. Oysa siyasal körlük bazen bilgisizlikten değil, fazla yüksekten bakmaktan doğar.
Anakin’in yarası, bu yüksek bakışın göremediği şeydir. Jedi’lar onun gücünü, riskini ve kehanetteki yerini tartışırlar; ama çocukluğundaki köleliği, annesine duyduğu bağı ve kaybetme korkusunu yeterince taşıyamazlar. Kurumlar insanları dosya, risk, yetenek ya da görev olarak görmeye başladığında, ruhu kaçırır. Palpatine’in girdiği boşluk tam da bu ruhsuzluktur.
Ahsoka’nın ayrılığı ise kurumun kendini onarma kapasitesindeki eksikliği gösterir. Bir kurum yanlış yapabilir. Fakat yanlış karşısında savunmaya geçip itibarını korumaya çalışırsa, hatayı büyütür. Ahsoka’ya yapılan haksızlık yalnızca bireysel bir hata değildir; genç kuşağın kuruma duyduğu güvenin kırılmasıdır. Kurumlar bazen kendilerini korumak isterken kendi geleceklerini kaybeder.
Jedi düzeninin siyaseti geç okuması da bu yüzden ölümcül olur. Palpatine yalnızca karanlık tarafın temsilcisi değildir; aynı zamanda son derece yetenekli bir siyasal operatördür. Jedi’lar karanlığı metafizik düzeyde hisseder, ama siyasal taktik düzeyinde geç kalır. Hakikati bilmek, onu zamanında ve toplumsal olarak etkili biçimde anlatabilmekten farklıdır.