İnternet konusunda da Türkiye’de bu benzetmeye yakın şeyler yaşandı ve halen yaşanıyor. Bundan yıllar önce bir Türkçe içerik için neredeyse yalvarıyorduk. Sonra önce gazetelerin internet siteleri icat oldu ve ardından küçükten başlayarak büyüğe doğru internet haber siteleri birbiri ardına açılmaya başladı.
O zamanlar şu anda bazı internet derneklerinin yaptığı gibi internet sivil toplum kuruluşlarının yapmakta olduğu şeyi savunarak internet gazetecilerinin normal basın organı sayılması gerektiğini söyledik. Sarı basın kartı tartışmaları o yıllarda da vardı. O zamanlar birileri internet basınını ehlileştirir gibi bir korkumuz yoktu.
Bugünkü kafamla o yılları düşündüğümde o zamanki korkusuzluğumuzun sebebini buldum: O yıllarda gazeteler birbirinden farklıydı. Birbirine takan kavga eden basın organları vardı. Taraflısı vardı, tarafsızı vardı. Zaten tek alternatif basın organı internet gazeteleri değildi. O zamanlar bizler özel haber yapardık şimdiki gibi Anadolu Ajansı’na mahkum değildik.
Bugün gazetelerin tamamı aynı. İnanılmaz bir baskı unsuru var basın organlarının üstünde. Gazeteler artıkbirbirlerinden görüşleriyle değil logolarının rengiyle ayrılıyor. İnanılmaz bir baskı var. Gazeteciler kelle koltukta yaşıyor ve gün sayıyor. Bazıları üç aydır maaş alamıyor olmanın haklı dengesizliğini yaşıyor. İşte bu ortamda internetin çok büyük bir öneme sahip oldu. Tek alternatifimiz oldu. Medyada da tek alternatif oldu.
Bu yüzden bir takım odaklar bundan rahatsız olarak internetin ehlileştirilmesi adımlarının atılmasını istedi.
Önce internetin tamamının kayıt altına alınabilmesi için adımlar atılmaya başlandı. Google’da DPI veya Deep Pocket Inspection araması yapanlar ne demek istediğimizi anlayacaklardır.
İnternetin ehlileştirilmesinin ve anonimliğin kaldırılmasının ardından sıra ortadaki yayınlara geldi. Açıkçası çok fazla kapatma ve benzeri cezalar gelmedi. Oda TV’nin yaşadıklarını çok fazla internet gazeteciliğine dahil etmiyorum çünkü o çalışan kitlesi nerede olsa orası aynı kıyıma uğrardı. O anda internette çalışıyor olmaları baskıları internete getirdi.
Şimdilyik havuç safhasındayız. Devlet internet gazetecilerdi bana yakın gelirse ben de onu yapanlara havuç veririm diyor. Ama havuç da alsanız kırbaç da yeseniz eninde sonunda o demir çubuk o ağızlara girecek gibi duruyor.
Keşke büyüklerimiz biz başbakanın yanına giremiyoruz o yüzden bise basın kartı verin demek yerine biz internette haber yapanlar da gazeteciyiz bizi alın başbakanın yanına dese sarı basın kartı acayipliğine hiç girmeden…