googleEski Türk filmlerinin önemli bir klişesidir kadınların içkilerine ilaç atarak onları bayıltmak ve sonrasında ırzına geçmek. 1970 ve 80’lerin önemli korkularından biriydi bu sokağa çıkan gençlerine söylenen: “Aman yavrum yediğine içtiğine dikkat et neme lazım…” Sonrasında bu klişeden çıkan enteresan bir deyim doğdu: İçkisine ilaç atmaya bile tenezzül etmemek diye.

Google reklamları, 2000’li yılların başında etkin biçimde kullanılmaya başlanan bir mekanizma: Harika çalışıyor. Kısacık bir kodu sayfanızda reklamların çıkmasını istediğiniz alanlarına yerleştiriyorsunuz. Orada istediğiniz boy ve renkte reklamlar çıkıyor ve siz de gösterim ve tıklama başına paranızı Google üstünden banka hesabınıza alıyorsunuz.

Ancak başta anlattığım kavramla Google reklamları bir noktada buluşuyor: Google içkimize ilaç dahi atmaya tenezzül etmeden bizimle sevişiyor.

Konuyu TKNLJ formatında maddeler halinde inceleyelim:

  • Google reklamlarından gelen parayla Türkiye’deki hiçbir içerikçinin yaşaması mümkün değil. Bunlar çok düşük ücretler. Asgari ücreti yakalamak için dahi Superman olmak gerekiyor internet üstünde…
  • Google’ın reklamverenlerden aldığı paralar da içler acısı: Sitenize getirmek istediğiniz bir tık için verdiğiniz para 30 kuruşlara kadar çıkabiliyor.
  • Daha ilginci bu işle çok ilgili aynı zamanda içerikçi ve reklamveren arkadaşlarımla yaptığım araştırmalardan biliyorum ki “AYNI” içerik için 30 kuruş ücret isteyen Google bunun karşılığında içerik üretene 1 kuruş kadar bir ücreti ya veriyor ya vermiyor.
  • Google bu yaptığının ortaya çıkmasını engellemek için içerikçilerin aldığı paraları ifşa etmesini reklam anlaşmasının feshi için yeterli bir sebep olarak görüyor.
  • Şirketlerimiz üstündeki tembellikten kurtulsa, direk olarak konusuyla ilgili bulduğu sitelere vereceği aynı reklamla hem kat be kat daha çok insana ulaşır hem de içerikçilerin rahat yaşamasını sağlayıp daha kaliteli içerik üretmesini sağlar.
  • Beni en çok üzen yabancı içerikçilerle bizim kazandığımız paralar arasındaki fark: Benim sayfa gösterimime sahip bir yabancı site bir insanın başka hiçbir işle uğraşmadan evinden çalışmasını sağlayacak kadar ücret sağlarken ben onların onda biri kadar kazanmıyorum.
  • Bu noktada Türk reklamveren yurt dışındakilere oranla daha az reklam veriyor tezinin arkasına saklanmak kolay. Ama şu unutulmamalı: Ben çalıştığım şirketler sayesinde bazı kelimelere ne kadar reklam ücreti verildiğini de biliyorum. Bazen dünyadaki şirketyerden çok daha fazla para verseler bile biz hala dünyadaki içerikçilerin onda biri kadar kazanmıyoruz.

Bu bakış açılarıyla gelirinin en büyük bölümünü reklam üstünden sağlayan Google Türk pazarı, ama en çok da Türk içerikçileriyle karşılıklı rıza barındırmayan derin bir aşk yaşamaktadır.

Bunu Türk içerikçilerinin tarihine bir not olarak düşmek istedim TKNLJ olarak…

1 Yorum

  1. Olayın bir de facebook boyutu var ki bu daha da üzücü. Mesela siz markalar ve teknoloji dikeyinde içerik üretip o ilgi alanına sahip insanları bir araya getiriyorsunuz. Facebook ise sizin sayfanızı beğenen insanları reklamverenlere hedefleterek kimi zaman klik ücreti başına 1 TL bile kazanabiliyor.
    Mecra sahibi daha çok okuyucuya ulaşmak için facebook gönderilerine önem veriyor. Başlangıçta siteye trafik sağlayan bu kaynak artık bu şekilde de işlemiyor. Eğer facebook üzerinden KENDİ KULLANICINIZA içeriğinizi göstermek isterseniz üzerine para vermeniz lazım çünkü ancak mevcut kullanıcızın %10’una ulaşabiliyorsunuz.
    Daha da trafik olay ise ajanslar küçük mecralara 120 – 150 günde ödeme yapıp, bütün KDV ve gelir vergisi yükünü mecralara yüklerken, google, facebook 30 günde paralarını alıyorlar.
    Anlat anlat bitmez içerik üreten cefakar sitelerin sorunları!

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.