Melih Gökçek’e son sosyal medya dersi

Melih Gökçek’e son sosyal medya dersi

İ. Melih Gökçek, ne adımın birlikte anılmasını ne de civarlarında olmayı istediğim bir insan değil. Kendisinin yaptığı birkaç yanlışı sosyal medyada vaka olarak inceledim çünkü gerçekten de yaptığı hatalar hem şirket hem de kişilere önemli ipuçları verecek cinstendi. Bu anlamda kendisinin okuyup daha bilinçli hareket etmesi de benim hayatıma koyduğum önceliklerden ya da umurumda olan şeylerden biri değil.

İ. Melih Gökçek, beni şaşırtan bir biçimde yazdıklarımı okumuş. Bu noktada şaşırmamın sebebi kendini geliştirmek için gösterdiği çaba. Bunun ardından oturup üşenmeyip özel bir mesajda şunu söylemiş:

Ya 2800 takipçinle 8 milyon TWİT alemine yon verdigini sanıyorsun. Twitterde 80/100 kisi al gulummver gülüm yapıp kamu oyu yaptığınıza kendi kendinizi inandirmissiniz. Yazık. Daha yüzlerce fırın ekmek yemeniz lazım…:)

Bana gönderdiği bu mesajı yazıp yazıya son vermek ona yapılmış çok ağır bir hakaret olacağından biraz açmak istiyorum. Bu arada küçük bir not da ileteyim direkt mesaj İ. Melih Gökçek ve benim aramda yapılmış özel bir iletişim değil. Çünkü benim onunla bir özelim olamaz. Vaka anlamında sizinle paylaşırken hiçbir vicdan azabı yaşamadım.

Ben 1991 yılında kendisi ANAP’tan Refah’a dönerken gazeteciydim. 1994 yılında 6.500 farkla belediye başkanı seçilirken gazeteciydim. Ankara’nın logosunu değiştirip cami yaparken gazeteciydim. Altınpark’ın Periler Ülkesi’ne tükürürken gazeteciydim. Ama kendisi selüloz dünyanın kölesiyken 1995 yılında ülkenin bilgisayarlaşması için fikirler üretmeye ve bunu kamuoyuyla paylaşmaya başladım gazeteci olarak. 1996 yılında müstahdemlerini gazete almaya gönderirken Milliyet’in internet altyapısını kuruyordum. O çoklu televizyon kanalları dünyasına alışmaya çalışırken Show TV ve Cine5 yayınlarını internetten yayınlayan ve yurt dışına satan ekibi yönetiyordum.

O sosyal medya kelimesini cümle içinde kullanmaya başlamadan önce Türkiye’nin her anlamda en büyük iki telekomünikasyon şirketinin sosyal ve asosyal medya iletişimi konusunda danışmanlığını yürüttüm. O zaman 2.800 değil 12 izleyicim vardı ama onlar, bu şirketlerin yönetim kurullarındakilerdi.

İ. Melih Gökçek, gücünün 289 bin takipçisinden geldiğini düşünüyor. Benim güçsüz tarafımın ise 2.800 takipçi olduğunu vurgularken bıyık altından gülüyor. Evet düz ve kötü bir mantıkla baktığınızda gerçekten de benden 100 kat fazla takipçisi var. Bu doğru çünkü ben özel şoförüyle sümenli bir masada oturan belediye başkanı değilim. Ben, beni izleyenleri yemeğe çıkarmıyorum, belediye bütçem olmadığından bana güzel sözler söyleyenleri ödülendirmek için bedava kitap dağıtamıyorum.

Beni takip eden 2.800 kişi bir sihire inanarak geliyor. Kelimelerin gücünün bu dünyayı değiştirebileceğine, önümüzde yeni ufuklar açabileceğine, güdümlü medyadan farklı bir iletişim dünyası açacağına inanıyor bu insanlar. Onlar benimle fikir tartışması yapabileceklerini biliyor ve benim fikirlere sıkışınca “o raylar var ya o raylar… sana…” demeyeceğimi biliyor.

İnsanlar umutsuzca bu dünyada bilgilenmeyi, bir umut ışığı arıyorlar. Bu dünya İ. Melih Gökçek’in sandığı gibi “bizim orada çöpçü çok bağırıyor atın onu işten” tadındaki bireysel çağrılara cevap vermesi gereken bir yer değil. Mikro konular dairelerinin işi. Koca belediye başkanının bu alanda ben şimdi oraya müfettiş gönderiyorum demesi ucuz yaklaşımdan başka bir şey değil.

Bu alanı kim iyi kullanıyor? Örneğin Barack Obama. Her zaman orada olduğunu hissettiriyor. Kimseyle direkt iletişime girmiyor ama söylenen enteresan şey ve fikirleri retweetliyor. Büyük söylemlerini TV ve gazetelerden önce bu alanda kullanıyor. Oradaki takipçileri kendilerini değerli hissediyor. Gerçekten kitap gibi okunması gereken mesajlar atıyor ve iletişim anlamında kendine hayran bırakıyor. 15 milyonu aşkın takipçisi var. Şimdi “sen kendi 280 bin adamınla kamuoyu mu yapıyorsun Melih bi sus” dese ne acayip olurdu. Ama Obama o derece büyük bir hata yapmaz çünkü bilemediği yerde ona yardım eden danışmanları var.

Sayın İ. Melih Gökçek: Kamuoyunun sekseni yüzü olmaz. Bunu basın danışmanlarınıza sorabilirsiniz. Size mutlaka “sadece sadece bizim muhafazakar taifenin Ankara muhabirleriyle olmaz başkanım” diyeceklerdir.

Bu arada ne olur dar kalıplar halinde düşünmeyin. Ben sizin deyiminizle twit alemine yön veremem. Ben oradaki insanlara farklı fikirler sunarım. Sizin yapılmasını istediğiniz gibi “şunu düşünün, bunu sakın düşünmeyin, bunu yapın’ gibi ikinci çoğul şahıs emir kipleriyle konuşmam. Çünkü ben sizin tersinize, belediyeden iş almak için çırpınan insanların bile, özgür iradelerinin fikir tartışmalarıyla gelişebileceğini düşünüyorum.

Bunlar sosyal ve asosyal medya iletişimi için size sunabileceğim son ücretsiz kullanım kılavuzudur. Ötesini size sunabilmek için kendimi sinirsel açıdan yeterince yetkin hissetmiyorum. Eğer arzu ederseniz akademik veya alaylı dünyadan size takip ettiğinizde sizde fark yaratacak isimler var.

Bu arada başkanım uygulayabileceğiniz en hızlı tavsiyem şu olsun: Yaklaşık iki sene sağlık dergisi bünyesinde de çalıştım. Bana önerdiğiniz yüzlerce fırın ekmeklik karbonhidrat diyetinin konuştuğumuz anlamda gelişmeye katkısı yok. Ben size kuru baklagiller, kırmızı et, balık, yoğurt, yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, ıspanak, domates, yumurta, kavun ve enginar gibi yiyecekleri öyle yüzlerce değil kararında tüketmenizi öneriyorum. B vitamini eksikliğini bu yiyeceklerle kapatabilirsiniz.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız Giriş