İletişimde ara katmanların sonu geliyor

Bu oyunun bozulmasına, bir başka deyişle farklılaşmasına imkan sağlayan temel faktörleren biri, basın takip mekanizmalarının mükemmelleşmesi oldu. Eskiden kesilmiş kupürlerle iş yapan medya takip firmaları, olayı elektronik olarak raporlayıp çıkan haberlerin pozitif mi negatif mi olduğunu sorgulayabilen hale geldiler. Eskiden kendi karnesini kendi yazabilen, “bu ay da gazetelere harika çıkmışız canım” diyen PR şirketleri bir anda “bir dakika harika çıkmışız diyorsunuz ama bunların yüzde 65’i yerel gazete. Ana akım gazetelerin sadece üçünde varız” gibi profesyonel geri beslemelerle karşılaşmaya başladı.

Ama benim favori “game changer” uygulamam, Aydın Sün’ün piyasaya sürdüğü “Basın Odası – Faselis” oldu. PR ajanslarının kalitesini vurgulayan şey, gönderim listelerinin zenginliği ve çeşitliliğiydi. Ancak Sün öyle bir sistem kurdu ki piyasada ne kadar gazeteci varsa hepsini tek bir listede toparladı. Kendi içlerinde klase etti. Onlara bilgi gönderimini mükemmel hale getirdi ve hepsinin özlük bilgilerini herkesin kullanımına açtı. Üstelik bunun için çok küçük ücretler istedi. Böylece bütün PR şirketleri bu iş için istihdam ettikleri kadrolarını bırakarak Faselis’e geri dönülmez bir biçimde teslim oldu. Aynı ABD’nin üretim sistemlerini Çin’e taşıyarak kendi topraklarındaki üretimden çıkıp bir daha da geri dönememesi gibi.

Bu noktada düşünülmeyen bir şey vardı: Eğer PR ajansları Faselis kullanabiliyorsa şirketler de kullanabilirdi. Bir süre sonra şirketlerden PR ajanslarına şuna niye bir şey göndermediniz, bu niye bizim toplantıya gelmedi, bunu niye listemize katmadınız gibi enteresan geri dönüşler gelmeye başladı. Çünkü Faselis sistemiyle size gelen gelmeyen tüm gazetecileri görebilmeniz mümkündü.

İşlerin şirket tarafında yapılabiliyor olması, bilgi birikiminin yavaş yavaş şirket tarafına kaymasına neden oldu. Bu yüzden de PR ajanslarında çalışanlar, yavaş yavaş şirket tarafına geçmeye başladı. Hem maaşı iyiydi, hem bir sürü farklı şirkete iletişim stratejisi düşüneceğinize tek kanala yoğunlaşabiliyordunuz hem de artık emir alan değil, emir veren konumuna geçerek besin zincirindeki yerinizi yukarı çekiyordunuz.

İletişimi bilen değerli kişilerin şirketlere gelmesiyle şirketlerde bu konulara olan ilgi de artmaya başladı. Eskiden kime bağlanacağı belirsiz iletişim birimleri için şirket içinde “bizim birime bağlansın” savaşları çıkmaya başladı. Bu sayede ağırlığı artan iletişim birimleri, tek kişi olmaktan çıkıp kendi “head count” kapasitesiyle kendi personelini istihdam eden büyük yapılar haline dönüştü. Elbette bunun altını yine değerli ve iletişim ajanslarına göre daha yüksek maaş alan kişilerle doldurdular. Elbette iletişim ajanslarına yetmeyen yetişmiş ya da yetiştirilmekte olan eleman sayısı yine azaldı.

İletişim ajansları bir zamanlar gazetelere yaptıkları “yetişmiş elemanlarını kaptırma” tuzağına kendileri düştü. Biraz isim yapmış her eleman kısa bir zaman içinde şirketlerden transfer aldı.

Bu bizi nereye getirdi? İletişim ajanslarından daha hızlı hareket eden, daha yetişmiş, özellikle kendi konusunda uzmanlaşmış elemanlardan oluşan kurumlar, PR ajanslarına ödediklerini sorgulamaya başladılar.

Yakın zamanda birer birer “artık biz ajansımızla değil, kendi içimizdeki elemanlarımızla bu işi götüreceğiz” diyen şirketler çıktı ortaya. Büyük bir ihtimalle bunların sayısının giderek arttığını göreceğiz. Anlattığım bu sebeplerden dolayı kimsenin şaşırmaması lazım gibi geliyor bana.

Exit mobile version