İsrail’de yaklaşan seçimler, üretken yapay zekânın siyasi propagandaya ne kadar hızlı yerleştiğini gösteren ilk büyük laboratuvarlardan birine dönüşüyor. The Economist’in aktardığı vakada, eski genelkurmay başkanı ve seçim yarışının önde gelen isimlerinden Gadi Eisenkot’un Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’la sıcak bir görüşme yapıyormuş gibi gösterildiği son derece gerçekçi bir video üretildi. Görüntü gerçek değildi; aşırı sağcı Religious Zionism partisinin hazırladığı yapay zekâ ürünü bir kampanya materyaliydi.
Videonun siyasi amacı açıktı. Eisenkot, güvenlik geçmişi nedeniyle merkez seçmende güçlü bir aday olarak görülüyor. Sahte görüşme görüntüsü ise onu rakiplerinin gözünde “fazla uzlaşmacı” ve Filistin yönetimine yakın biri gibi göstermeyi hedefliyordu. Görüntüdeki insanlar gerçek, karşılaşma ise tamamen kurgu. Eisenkot ile Abbas arasında böyle bir toplantı yapılmadı.
Vakayı önemli kılan yalnız deepfake kullanılması değil. İsrail’de 2026 seçim dönemi öncesinde yapay zekâyla oluşturulan siyasi reklamların açıkça etiketlenmesini zorunlu kılan düzenleme yürürlüğe girmişti. Söz konusu video 26 Temmuz’da bu kurala aykırı bulunan ilk kampanya reklamlarından biri oldu. Böylece yıllardır teorik olarak konuşulan “YZ seçimleri bozar mı?” sorusu somut bir seçim hukuku vakasına dönüştü.
Deepfake teknolojisi yeni değil. Yeni olan, üretim maliyetinin dramatik biçimde düşmesi. Birkaç yıl önce gerçekçi bir siyasetçi videosu için özel efekt ekibi, güçlü bilgisayarlar ve saatlerce çalışma gerekirken bugün gelişmiş üretken modellerle çok daha küçük ekipler ikna edici görüntüler hazırlayabiliyor. Bu da propaganda üretim kapasitesini yalnız büyük partilere değil, küçük gruplara ve bireylere kadar yayıyor.
Etiket zorunluluğu bir çözüm ama kusursuz değil. Kullanıcı videoyu ilk gördüğü platformdan koparıp yeniden paylaştığında uyarı kaybolabilir. Üstelik yapay zekâ çağında ters bir sorun da ortaya çıkıyor: Gerçek bir görüntüye yakalanan siyasetçi, kaydın “deepfake” olduğunu iddia ederek gerçek kanıtı itibarsızlaştırabilir. Araştırmacıların “liar’s dividend” dediği bu olgu, sahte içeriğin varlığının gerçek içeriğe de şüphe düşürmesi anlamına geliyor.
İsrail örneği bu nedenle yalnız yerel seçim haberi değil. 2026 itibarıyla seçim güvenliği, sandık ve oy sayımı kadar görselin kaynağını, üretim biçimini ve etiketini de kapsıyor. Kampanyaların yeni sorusu artık “rakibimiz ne söyledi?” değil; bazen önce “bu görüntü gerçekten yaşandı mı?” olacak.
İsrail’deki düzenlemenin gerçek sınavı ise seçim günü değil, kampanyanın son haftaları olacak. Sahte içerik çok hızlı üretildiği için seçim kurullarının veya platformların her videoya aynı hızda müdahale etmesi mümkün olmayabilir. Üstelik etiketli bir deepfake de propaganda etkisini tamamen kaybetmiyor; seçmen görüntünün kurgu olduğunu bilse bile yarattığı çağrışımı hatırlayabiliyor. Bu nedenle uzmanlar yalnız içerik etiketini değil, kampanyaların üretim kayıtlarını saklamasını, platformların siyasi reklam arşivlerini açık tutmasını ve adayların hızlı doğrulama mekanizmalarına erişmesini tartışıyor. YZ seçim hukukunu teknik bir doğrulama meselesinden çok hız ve güven problemi haline getiriyor.
Kaynak bağlantısı: https://www.economist.com/middle-east-and-africa/2026/09/28/artificial-intelligence-is-coming-for-israels-voters