[tps_title][/tps_title]
Kanunun meclisten geçirilmesi aşamasında konuşulanlar da çok enteresan. Bunlardan birkaç örneği sizlerin dikkatinize sunmak istiyorum:
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Erdal Aksünger ile başladı konuşmalar. Aksünger Matematik eğitiminin yetersizliğiyle girdi söze. Yüksek teknoloji ihracatından bahsetti. Türk Telekom’un özelleşmesine girdi ardından, bunun altın yumurtlayan tavuğu kesmek anlamına geldiğini söyledi. PTT’nin özelleştirilmeye hazırlandığı dile getirildi. Vatandaşın elektronik ticaret düzenlemelerinden bir şey anlamayabileceğini ve güven duyulmadığını belirtti. Söylediği en önemli cümle ise şu: Sosyal Güvenlik Kurumunun 65 milyon lira kişisel datalarımızı sattı.
Söylediği çok önemli bir şey var hepimizin kulağında dursun: Daha buraya gelmeden önce bir banka beni arıyor. “Kardeşim, benim verimi nereden aldınız siz ya, nereden aldınız bu verileri?” dedim. Bu kişisel veriler şu demektir: Adamın evini, telefonunu, profilini bilmem neyini alıyor. Demek ki adamın o üründen satın aldığını biliyor veya o ürüne ihtiyacı olduğunu bilen bir profesyonel yapı kurulmuş, o yapıda da adamı profillemişler “Bu adam şunu alır, bunu alır, şunu yapar.” filan diye. Bu suç zaten suç, suç bu.
Güven konusunu gündeme getiren Aksünger sözlerinin sonunda şunları söyledi: “O eski “söze güven” denilen mesele çoktan yerle bir oldu, çoktan aslında kemikleri bile kurudu ama bu hikâye, bir türlü, ticaretteki, genel ticaretteki güven duygusu sağlanmadan, İnternet’te, başka bir mecrada bunu yaparken güven duygusunu sağlayamazsanız, o yüzde 97 hacmi yapan yüzde 3 önümüzdeki süreçte tekelleşecek komple, aşağıda ne KOBİ’ye ne de kendine “girişimci” diyen gariban bir vatandaşa e-ticaret yapabilme bir vesile hacmi sağlamayacak. Bu çok aşikârdır yani. Bunu yapmazsanız, aşağıda bunları düzenlemezseniz, tamamen güveni tahsis edemezsiniz, bu yapıda sıkıntı çıkacağı yüzde yüzdür yani. Tabii, e-devlet’in de bunu kullanması lazım.”
Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan sonrasında söz aldı. Çıkarılan kanunun AB’ye uyum adına çıkarılmasını eleştirdi niye AB olmadan kendimiz için bir şey yapamıyoruz diye. Olup bitenlerle ilgili kendi tecrübelerini şöyle dile getirdi: “Sizi telefondan bankalar arıyor, diyor ki: “Sizin limitinizi 5 milyardan -eski hesapla gidelim- 50 milyara çıkarıyoruz.” Ek kartlar da var çocuklarda. “Kabul ediyor musun, etmiyor musun?” Telefonda kayıt. Dikkat ediyor musunuz? Kayıt bir tarafta var yani deliler bir tarafta var, sizin tarafta yok. Sizin ağzınızdan çıkan bir sözcük… Kazara o ara telefonunuz bir başkasının elinde veya ne bileyim, basit bir örnek veriyorum, doğal gaz servisleri var ya kombiler falan, Kombiciden arıyorlar “Üç yıllığına, taksitle bakımınızı üstlenir misiniz?” “He” dediniz tutacak “Hayır” dediniz mi kaydetmiyor, saklamıyor yani şirketler kendi lehine olan verileri kayıt olarak kayıt altına alıyor, yarın yargıya intikal ettiği zaman da bu kayıtların aleyhine olanların hiçbirisini vermiyor, diyor ki: “Siz böyle bir konuşma yapmadınız.” Bunu nasıl ispatlayacaksınız? Hukukçu olarak söylüyorum: İspatlayamazsınız çünkü istediği bölümü siler, kendi bölümü kalır ve gider.”
Kaplan muhtarların herkesin bilgisini 50 liraya sattığını iddia etti. Bu çok çarpıcı bir cümleydi. Bunun yanında kanunun caydırıcı hükümlerinin eksikliğinin üstünde durdu: “Bin liradan 5 bin liraya kadar caydırıcı bir hüküm var. Caydırmaz, 500 tanesini dolandırır, 500 tanesini dolandırdığı zaman üstüne bahşiş kalır o kadar ceza. Yani, bu işin cezai bir de caydırıcılığının olması lazım.”
Kanunun yetersizliğini vurgulayan Kaplan ardından şu cümleyi kullandı fikrini pekiştirmek için: “Sözleşmede Avrupa Birliğinin “reddetme hakkı” olarak tanımladığı 2 kelime var, işte burada yazıyor: “Daha çok Avrupa Birliği ve Uzak Doğu ülkelerinde geçerli.” “Bu hakkımı bir vatandaş olarak kullanmak istiyorum.” derseniz, “Ya reklam gelmesin, bıktım, benim cep telefonumdaki bu reklamlardan artık bıktım, gelmesin.” derseniz, ret hakkını kullanırsanız nasıl kullanacaksanız, bana söyleyebilir misiniz? “
Buradan kişisel hak ve özgürlüklere geldi Kaplan: “Ticarette özgürlük sınırsız ama düşünceye, sosyal medyaya özgürlük gelince devletin sopasını görüyoruz, devletin yasaklarını görüyoruz, devletin dört saat içinde İnternet’i kapatmasını görüyoruz, devletin dört saat içinde Twitter’i yasaklamasını, sosyal medyayı, Facebook’u… Yani devlet bir yerde elektronik ortamda kendini var ediyor. Eğer kişiler veya sivil kuruluşlar düşüncelerini ifade ediyorlarsa devlet kendini hissettiriyor.”












