Binali Yıldırım’dan teknoloji yaklaşımı – 1

Binali Yıldırım’dan teknoloji yaklaşımı – 1

binali yildirimBinali Yıldırım’dan gelen haberler bir haftadır gündemde üst sıralarda yer alıyor. Bu konuyu birkaç haberde derleyip sizlerle paylaşmak istiyorum. Uzun yazılar okuyup sonunda sıkılacak olanlar için hemen bir minik özet geçeyim. Hikayenin sonunda Binali Yıldırım, kurtlarla çevrili bir dünyada güzel şeyler düşünürken yanlış kelime seçimi ve farklı taraftan bakma isteği yüzünden çoğunlukla haklıyken haksız duruma düşen bir bakan çıkacak. Katil uşak…

Yazıdaki fikirler benim şimdilik böyle düşündüğüm şeyler…

Geçtiğimiz hafta Binali Yıldırım Sivil Toplum Kuruluşları ile bir buluşma gerçekleştirdi. Buluşmaya söz verilen zamandan iki saat geç geldi. Bütün salon tıklım tıklım onunla aynı havayı solumak, ona görüşlerini aktarmak, ona doğru bir cümle kurmak ve onun bakış açısını görmek için nefes almadan bekledi gelmesini. Bakan salondan içeri girer girmez, farklı masalardan oluşan salon bir anda inanılmaz bir değişim geçirdi ve bakanın etrafında dönen bir masa belirdi. Büyük kimyager Lavoisier’nin kanunlarına göre hiçbir şey vardan yokolmaz yoktan varolmaz. Ama bakanın etrafında oturması gereken insanların o masayı varetmesini görse Lavoisier muhtemelen kaderine küserdi.

Toplantıyı ileri adım atma anlamında organize eden gazeteci dostumuz Füsun Nebil, en ince ayrıntısına kadar düşünüp, hiç kinaye yapmadan söylüyorum, gerçekten ulvi amaçlarla bu işe soyundu. Yaptığı işin ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamama olasılığı çok yüksekti, bu anlamda yapmak yanlış olabilirdi, ama o bu riske girdi. Birinin girmesi gerekiyordu… Bu anlamda  ona ne kadar teşekkür etsek azdır.

Ben oradaki atmosferi eleştiriyorum. Sivil toplum kuruluşlarındaki büyüklerimizin aslında sivillikten uzak olduğunu görüyorum. Sivil toplum kuruluşu, ismiyle müsemma dünyanın her yerinde çıkar gözetmeden sivil toplumun haklarını hiçbir çıkar gözetmeden dile getirmek için kurulmuş yapılardır. Eğer kendiniz için bir şeyler isteyeceğiniz yapılar kurmak isterseniz bunun adı çıkar grubu olur. iş takipçisi olur, lobicilik olur ki bunların hiçbiri günah değildir. Ama bunu sivil toplum kuruluşu adıyla yapmaya başladığınız anda eleştirilme kapılarını açmışsınız demektir.

Oradan bir örnek vermek istiyorum size ki ilerideki yazılarda bununla ilgili görüşlerimi sıkça belirteceğim: Yerinde Ar-Ge konusunda insanlar ciddi bir biçimde istekliler. Bakan bey o toplantıdan bu yana her söyleminde teknopark yapısını eleştiriyor. Üniversitelerin bunu bir gelir kapısı haline dönüştürdüğünü söyüyor. Üniversitelerin bir gelir kapısı yaratmış olması ne kadar kötü. Maazallah eğitime kaynak filan aktarılır.

Peki bu gelir kapısını kim açtı? Üniversiteler mi? Hayır bunun kanunu ve herşeyini devlet yaptı. Hatta bu hükümetin buradaki rolü büyük. Şimdi eleştirmek, tüm askeri yönetim kadrosunu hapse atıp sonra bundan yakınmaya benziyor. Tuhaf bir bakış açısı.

Peki teknopark olayında sakatlık nerede? Bu işin kanuni çerçevelerinin tam olarak ortaya konmamış olmasında. Teknoparklar zamanla birer silikon vadisi olması umuduyla hayata geçirildi. Her teknoparktan bir tane çok iyi şirket çıksa biz 2023 hedeflerini 2013 yılından yakalardık. Ama teknopark, çalışanlarının vergilerini vermek istemeyen daha akıllı insanlar tarafından kullanılmaya başlandı. Düz internet portallarından herhangi bir araştırma ya da geliştirme yapmayı aklından bile geçirmeyen firmalar burayı doldurdu. Üniversiteler bunlara git diyemedi ve ortaya çıkan durum belli… Üniversiteler de metrekare hesabıyla para almaya karar verdi ve aldılar da…

Yerinde Ar-Ge ne demek? Bir teknoparkın içine girmeden devletin vergi avantajlarından faydalanmak demek. Toplantıya katılan herkes, dışarıdan bakan bir göze ne kadar çirkin göründüğünü bilemeden bakanın üstüne 5 Ar-Ge elemanıyla yerinde Ar-Ge yapılması için bakanın üstüne çullandı.

Elbette bu konunun içinde sadece araştırma değil, geliştirme de olacağından, küçük firmaların da garajdan büyümesinin sağlanacağından buna yakın olmam gerekiyor. Ama ben pesimist bir insanım. Aklıma daha çok vergi kaçırmak isteyen kuruluşlar geldikçe tüylerim diken diken oluyor. Bu anlamda buna ters değil, temkinli yaklaşıyorum. Ama tek sebep de bu değil. Gerisini bir sonraki yazıda anlatacağım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız Giriş