Patentte kanunlar artık bildiğiniz gibi değil

TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ’NÜN GÜCÜ ARTIRILIYOR

TPE’nin var olan yapısında değişiklik yapılarak Yenilik ve Tanıtım Dairesi Başkanlığı, Coğrafi İşaretler Dairesi Başkanlığı, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı gibi yeni daire başkanlıkları kuruluyor.

TPE’de çalışan marka ve patent uzmanı gibi ayırımlara son verilerek uzmanlara Sınai Mülkiyet Uzmanı unvanı veriyor. Yine TPE bünyesinde 278 kadro ihdas edilerek insan gücü artırılıyor. Bu kadroların 10 avukat, 160 sınai mülkiyet uzmanı ve 100’ü de sınai mülkiyet uzman yardımcılığına tahsis ediliyor.

ALAMET-İ FARİKA’DAN MARKAYA, İHTİRA BERATI’NDAN PATENTE…

Av. Dr. Cahit Suluk, 145 yıllık marka ve patent serüvenimizi şöyle anlattı:

“Patentler ve markalar bakımından ülkemiz tarihi bir süreçten geçiyor. Osmanlı döneminde 1879 yılında kabul edilen ve dünyanın altıncı patent kanunu olan İhtira Beratı (Patent) Kanunu bir tarafa bırakılırsa Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) bir parçası olarak ülkemizde ilk patent kanunu bugünlerde yasalaşmak üzere. Cumhuriyet döneminde pek çok kez patent kanunu hazırlıkları yapıldı. Ancak bu çalışmaların tamamı, ilaçların patent kapsamına alınacağı tartışmalarına takıldı ve sonuçlandırılamadı.

Ülkemizdeki marka koruma serüveni de 1871 tarihli Alamet-i Farika (Marka) Nizamnamesi’ne kadar geriye gider. Cumhuriyet döneminde 1965 tarihli Marka Kanunumuz kabul edildi. Bu kanun 1995 yılına kadar yürürlükte kaldı.

Faydalı model, tasarım ve coğrafi işaret gibi diğer sınai mülkiyet hakları ilk kez 1995 yılında KHK’larla (Kanun hükmünde Kararname) kabul edildi.

Dünya ticaretindeki küreselleşmenin de etkisiyle 1990’lı yıllarda fikri mülkiyet, gelişmiş ülkeler bakımından global ölçekte korunması gereken önemli bir hukuki enstrüman haline geldi. 1994 yılında Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) kurulmasıyla birlikte dünya ticareti regüle edildi. Bu regülasyonun önemli bir parçası, fikri mülkiyet haklarını düzenleyen TRIPS anlaşmasıdır. Bu anlaşma aracılığıyla gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ve hatta az gelişmiş ülkeleri, belirli bir standartta fikri mülkiyet haklarını korumaya zorladı.

Türkiye özelinde ise, 1995 yılında DTÖ’ye üyelik ve yine 1996 yılında AB ile Gümrük Birliği’nin kabulü, fikri mülkiyet mevzuatı bakımından tüm şartları değiştirdi. Nitekim Türkiye, 1995 yılında marka, patent-faydalı model, tasarım ve coğrafi işaretlere ilişkin dört ayrı düzenlemeyi, Kanun Hükmünde Kararname olarak bir gecede kabul etti. Üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen bu KHK’lar bir türlü kanun haline getirilemedi. İzleyen yıllarda entegre devre topografyaları ve yeni bitki çeşitleri üzerindeki ıslahçı hakları iki ayrı kanunla düzenlendi.

Anayasal bir ilke olarak temel hak ve hürriyetler ancak kanunla düzenlenebilir. Mülkiyet de bu haklardandır. Fikri mülkiyet de bir mülkiyet hakkı olduğu için Anayasa Mahkemesi, önüne geldikçe bu KHK’ların ilgili hükümlerini iptal etmeye başladı. Bu ve başkaca gelişmeler üzerine TPE marka, patent-faydalı model, tasarım ve coğrafi işaretlerle ilgili ayrı ayrı kanun hazırlıkları yaptı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kadar gelen bu metinler, 2008 yılında 23. Dönem’de kadük hale geldi ve yasalaşamadı.

İhtiyaçların zorlaması üzerine TPE tarafından 102 maddelik bir Sınai Haklar Paketi hazırlandı ve hükümet tasarısı olarak 11.3.2013 tarihinde 1/756 Esas no. ile Meclis’e sunuldu. Meclis Genel Kurulu’na kadar gelen bu tasarı da tüm çabalara rağmen yasalaşamadı.

Bunun üzerine SMK Tasarısı adı altında 190 maddelik yeni bir metin hazırlandı ve 6.4.2016 tarihinde 1/699 Esas no ile Meclis’e sunuldu. Bu metin; marka, patent, tasarım ve coğrafi işaretlere ilişkin KHK’ların tamamını ortadan kaldırarak bu konuları yeniden düzenliyor. Bunların yanında geleneksel ürün adları da koruma kapsamına alınıyor. Ayrıca 5000 Sayılı TPE’nin kuruluş yasasında da bazı değişiklikler yaparak marka ve patent vekilleri yasal bir statüye kavuşuyor.

Yeni Bitki Çeşitleri Üzerindeki Islahçı Hakları ile Entegre Devre Topografyaları ayrı ayrı kanunlarla düzenlendiği için bunlar SMK’ya alınmadı. Bunlar ayrı yasa olarak yürürlüğünü sürdürecektir. Yine 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (Telif Kanunu) ayrı bir kanun olduğu için SMK’nın dışında bırakıldı.

Telif Kanunu’nda önemli değişiklikler öngören yeni bir kanun taslağı Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlandı. Önümüzdeki günlerde bu taslak metin de Meclis’e gelecek.

Ticaretin çok önemli ayaklarından birisini teşkil eden sınai mülkiyet haklarını düzenleyen SMK, önümüzdeki 20-30 yıllık dönemde ülkemiz ticaretini derinden etkileyecek gibi görülüyor.”

Avukat Dr. Cahit SULUK’a şu adreslerden ulaşabilirsiniz:

suluk@suluk.com.tr

www.suluk.com.tr