Arkeoloji çoğu zaman geçmişten kalan nesnelere bakar: duvar resmi, kap, kemik, yazıt. Oysa eski bir mezara giren insan yalnız “bakmıyordu”; karanlıkta yürüyor, seslerin yankısını duyuyor, mum ışığında bazı figürleri diğerlerinden önce fark ediyor ve mekânı bedeniyle deneyimliyordu. Duke Üniversitesi’nden Maurizio Forte ile Oxford Üniversitesi’nden Jacqueline K. Ortoleva’nın çalışması, bu duyusal deneyimi yeniden kurmak için akustik ölçümlerle yapay zekâyı bir araya getiriyor.

Journal of Archaeological Method and Theory’de yayımlanan araştırmada İtalya’nın Tarquinia bölgesindeki MÖ 5. yüzyıla ait iki boyalı Etrüsk mezarı incelendi: Tomba del Gallo ve Tomba dei Demoni Azzurri, yani Horoz Mezarı ile Mavi Şeytanlar Mezarı. Araştırmacılar fotogrametriyle üç boyutlu mekân modeli oluşturdu; farklı noktalardaki yankı sürelerini ölçtü ve duvar resimlerinde insan gözünün hangi alanlara daha hızlı yönelebileceğini bilgisayarlı görü tabanlı “görsel dikkat” modelleriyle analiz etti.

İki mezar çok farklı deneyimler üretiyor. Horoz Mezarı’nda giriş, eşikler ve resimlerin yerleşimi bakışı adım adım yönlendiren daha kontrollü bir görsel sıra oluşturuyor. Mavi Şeytanlar Mezarı’nda ise akustik çok daha çarpıcı. Bazı bölgelerde yankı sürelerinin büyük katedrallerde ölçülen değerlere yaklaşabildiği, konuşmanın anlaşılmasını ve sesin yönünü belirlemeyi zorlaştırdığı bildiriliyor.

Mum ışığı senaryoları altında yapılan görsel analizde sağ duvardaki mavi şeytan figürü güçlü bir dikkat çekici nokta olarak öne çıkıyor. Araştırmacılar bunu uzun yankı, düşük ışık ve mekânsal yön kaybıyla birlikte değerlendirerek mezarın ziyaretçide şaşkınlık, gerilim ve törensel bir “geçiş” duygusu oluşturmuş olabileceğini öne sürüyor. Ancak bu bölüm doğrudan ölçülmüş antik insan tepkisi değil; model ve modern nörobilim bilgisinden üretilmiş yorum. Makale de bu çıkarımların spekülatif kısmını açıkça ayırıyor.

Yapay zekânın rolü de sınırlandırılmış. Çalışmada görsel dikkat algoritmaları, ajan tabanlı hareket simülasyonları ve analiz kodunun hazırlanmasında dil modeli desteği kullanıldı. Akustik veriyi araştırmacılar sahada ölçtü; kod insan araştırmacılar tarafından kontrol edilip çalıştırıldı. Dolayısıyla “YZ antik mezarı çözdü” demek çalışmayı olduğundan farklı gösterebilir.

Asıl yenilik, arkeolojik mekânı sabit bir görüntü olmaktan çıkarıp çok duyulu bir deneyim olarak incelemek. Eğer yöntem başka mezarlara da uygulanırsa, antik mimarinin yalnız neyi temsil ettiği değil, insan bedenini ve dikkatini nasıl yönlendirdiği konusunda yeni bir araştırma alanı açılabilir.

Çalışmanın yöntemi gelecekte sanal gerçeklik için de kullanılabilir. Üç boyutlu mezar modeli, ölçülmüş akustik ve tahmini ışık koşulları aynı ortamda birleştirildiğinde araştırmacı farklı tören senaryolarını deneyebilir: kaç kişinin nerede durduğu, meşalenin hangi duvarı aydınlattığı veya sesin girişten mezar odasına nasıl yayıldığı test edilebilir. Bu, geçmişi kesin olarak “yeniden yaşatmak” anlamına gelmez; varsayımları açıkça değiştirilebilir hale getirir. Klasik çizimde saklı kalan bir yorum, simülasyonda parametreye dönüşür ve başka araştırmacı tarafından sınanabilir. Dijital arkeolojinin bilimsel kazancı tam da bu tekrarlanabilirlik olabilir.

Kaynak bağlantısı: https://www.scientificamerican.com/article/how-ai-helped-bring-an-ancient-tomb-dating-to-before-the-roman-empire-back-to-life/