Teknoloji devlerinin bir veri merkezi kurması artık yalnızca arazi bulup bilgisayar yerleştirmesi anlamına gelmiyor. Yerel yönetimlerin izinleri, elektrik şebekesinin kapasitesi ve çevrede yaşayan insanların itirazları, tesislerin açılış tarihini ve maliyetini doğrudan etkiliyor.

Wall Street Journal'ın haberinde teknoloji şirketlerinin 'hikâye anlatma sorunu' olarak tanımladığı mesele bu. Büyük şirketler bir bölgeye önemli yatırım, inşaat işi ve vergi geliri getireceğini savunuyor. Ancak yerel halk tesisin ne kadar su kullanacağını, elektrik faturalarına etkisini ve vaat edilen kalıcı istihdamın gerçekten oluşup oluşmayacağını soruyor.

Amazon, daha önce yerel yetkililerle proje görüşmelerinde kullandığı gizlilik anlaşmalarından vazgeçme kararıyla dikkat çekiyor. Gizlilik anlaşmaları vatandaşların kendilerini etkileyecek büyük yatırımları çok geç öğrenmesine yol açtığı için eleştiriliyordu.

Google'ın New Mexico eyaletindeki Lea County'de uyguladığı yaklaşım ise daha erken iletişim kurmak. Şirket, yatırım kararları kesinleşmeden bölge halkına beklentilerini sormayı ve açık toplantılar yapmayı tercih ediyor. Bunun amacı yalnızca şirketin ne anlatacağını seçmek değil, yerel endişeleri yatırım tasarımına daha baştan dahil etmek.

Bu yeni iletişim yöntemleri yine de tepkilerin tamamen biteceği anlamına gelmiyor. Daha verimli soğutma sistemleri geliştirmek, su kullanımı ve enerji kaynaklarına ilişkin gerçek verileri açıklamak, yerel toplulukların kaygılarını somut biçimde yanıtlamak zorunda.

Haber, yapay zekâ ekonomisinin 'bulutta' çalıştığı fikrinin yanıltıcı yanını gösteriyor. Gerçekte bu bulut, belirli kasabaların yanında kurulmuş büyük, çok enerji tüketen binalardan oluşuyor. Yerel halkın desteği alınmadığında küresel teknoloji planı yerel bir dava nedeniyle durabiliyor.