Bir insan kalabalık bir meydanda konuşurken önce nüfus cüzdanını göstermez. Bir kitabı takma adla yayımlayan yazardan, o adı neden seçtiğine ilişkin savunma istemeyiz. Arkadaşlarımızla başka, işyerinde başka, edebiyat çevresinde başka yanlarımızı ortaya koyarız. İnternet de başlangıçta bu çoğulluğun genişlediği bir alandı. Kullanıcı adları, takma adlar, farklı topluluklarda farklı kimlikler sıradışı değildi. Şimdi ise sanki her sözün arkasına resmî bir kimlik etiketi yapıştırmak doğalmış gibi davranılıyor.

Anonimlik çoğu zaman yanlış soruyla tartışılıyor: “Neyi saklıyorsun?” Oysa bir insanın kendisiyle ilgili bilgiyi paylaşmama kararı, paylaşacak bir sırrı olduğunu kanıtlamaz. Mahremiyet yalnızca saklanacak ayıpları olanların ihtiyacı değildir. Kapımızı kapatmak, perdeleri çekmek, özel bir sohbeti kamuya açmamak nasıl bir suç şüphesi yaratmıyorsa, internette adımızı açıklamamak da başlı başına şüphe sebebi olmamalıdır.

Bu düşüncenin hukuki geçmişi var. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 28 Mayıs 2003 tarihli İnternette İletişim Özgürlüğü Bildirgesi’nin 7. ilkesinde, gözetlemeye karşı korunmak ve fikirlerin serbestçe dolaşmasını desteklemek için internet kullanıcılarının kimliklerini açıklamama iradesine saygı gösterilmesi gerektiğini belirtiyor. 2014 tarihli İnternet Kullanıcıları İçin İnsan Hakları Rehberi de takma ad kullanarak kimliğini açıklamamayı bir seçenek olarak tanıyor.

Daha somut bir örnek 7 Aralık 2021’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden geldi. Standard Verlagsgesellschaft/Avusturya (No. 3) davasında bir haber sitesinde siyasi tartışmalara yorum yazan kullanıcıların kimlik bilgilerinin açıklanması istenmişti. Mahkeme, anonimliği kaldırmanın ifade özgürlüğünü etkilediğini ve yerel mahkemelerin çatışan hakları gerektiği gibi tartmadan bu kararı veremeyeceğini belirledi. Kararın inceliği şuydu: Mahkeme anonimliği mutlak ilan etmedi; fakat onu göz ardı edilebilecek bir ayrıntı saymadı.

Türkiye açısından da bu tartışma boşlukta yürümüyor. Anayasa’nın 20. maddesi özel hayatı ve kişisel verileri, 26. maddesi düşünceyi açıklama özgürlüğünü koruyor. Anonim ifade, bu güvencelerle birlikte değerlendirilmeli. Anayasa’nın 13. maddesine göre temel haklara müdahalenin kanuni dayanağı ve ölçülü olması gerekiyor. “Kimliğini söylemezsen konuşamazsın” yaklaşımı bu incelemeden muaf değil.

İtiraz belli: Anonim hesaplardan hakaret ediliyor, dolandırıcılık yapılıyor, tehdit savruluyor. Doğru; bunlar gerçek sorunlar. Fakat anonimlik ile cezasızlık aynı şey değil. Belirli bir suçun soruşturulmasında, hukuki güvenceler altında kimlik tespiti yapılabilmesi başka; milyonlarca insanın peşinen tanımlanabilir hâle getirilmesi başka. Suç işleme ihtimali, herkese potansiyel suçlu muamelesi yapılmasının gerekçesi olamaz.

Bir de anonimliğin dereceleri var. Gerçek adını diğer kullanıcılardan saklayabilirsin; platform yine e-posta adresini, telefonunu veya IP verilerini biliyor olabilir. Platform gerçek kimliğini bilmese bile bir doğrulama hizmeti farklı hesaplarının aynı kişiye ait olduğunu anlayabilir. Dolayısıyla “Profilinde kimlik görünmüyor” demek, “kimliğin teknik olarak ilişkilendirilemiyor” demek değildir. Güvence, yalnızca ekranda görünen takma adla değil, arkadaki veri akışıyla ölçülür.

Çocukları korumaya yönelik yaş doğrulama tartışmasının yetişkinler için taşıdığı kritik anlam da burada. Bir sistemin yalnızca “18 yaşından büyük” sonucunu iletmesi mümkün. Böyle bir sonuç için kişinin bütün dijital kimliklerini ortak bir kayıt altında toplamak zorunlu değil. Hangi yöntemin seçildiği, yalnızca teknoloji politikası değil, özgürlüğün nasıl tasarlandığı sorusudur.

Üstelik anonimliği savunmanın yalnızca ağır örneklere ihtiyacı yok. İşini kaybetmekten korkan çalışanı veya haber kaynağını elbette koruyalım; ama sırf istediği için takma ad kullanan insanı da unutmayalım. Hak, ancak olağanüstü bir mağduriyet gösterilince geçerli oluyorsa herkesin hakkı olmaktan uzaklaşır.

Bu yüzden başlangıç sorusu değişmeli. Vatandaş neden ismini saklamak istediğini açıklamak zorunda değil. Anonimliği sınırlayan makam, hangi somut zararı önlemeye çalıştığını, neden daha hafif bir yöntem bulunmadığını ve bu müdahalenin nerede biteceğini açıklamak zorunda. Özgürlüğe gerekçe aranmaz; özgürlüğe getirilen sınıra gerekçe aranır.