Beyaz Saray, 29 Eylül 2026’da altı yapay zekâ şirketiyle tek sayfalık bir güvenlik mutabakatına imza attı. Şirketler risk değerlendirmesi, bağımsız inceleme ve denetim gibi önlemler uygulamayı gönüllü olarak taahhüt etti. Aynı dönemde yayımlanan başkanlık kararları federal kurumların resmî yazışmalarda “yapay zekâ” yerine “süper zekâ” ifadesini kullanmasını ve yeni bir kamu hizmetleri dijital platformunun kurulmasını öngördü. Ayrıca kurumlar arası “Super Intelligence Force” adlı görev gücü oluşturuldu.
29 Eylül’de imzalanan mutabakatın kontrol çerçevesi dört basamak içeriyor: şirket içi risk önlemleri, bu önlemleri izleyen ekip, bağımsız dış denetçi ve yönetim kurulunda gözetim. Siber saldırı, biyolojik ve kimyasal tehditler gibi alanlar özellikle öne çıkıyor. Fakat metin, bu önlemlerin hemen bağlayıcı federal yasa haline getirildiği anlamına gelmiyor.
Görev gücünün tüketiciler, kamu yararı kuruluşları, dinî gruplar, altyapı işletmecileri ve teknoloji şirketleriyle temas etmesi bekleniyor. Böyle bir katılım listesi, yapay zekânın yalnızca yazılım sanayisini değil elektrik şebekesini, kamu hizmetlerini ve günlük hayatı da etkileyebileceğinin resmî kabulü niteliğinde.
Görev gücünün 120 gün içinde teknolojinin riskleri ve fırsatlarına ilişkin değerlendirme hazırlaması bekleniyor. Asıl tartışma, teknolojiyi denetleyecek bir mekanizma kurulurken güvenlik yükümlülüklerinin neden bağlayıcı kurallardan çok gönüllü taahhütlere dayanması. Bu yaklaşımı savunanlar hızlı yenilik için esneklik gerektiğini düşünüyor; eleştirenler ise güvenlik başarısının şirketlerin kendi açıklamalarına bırakılamayacağını söylüyor. “Süper zekâ”nın resmî terminolojiye girmesi ayrıca bilimsel kavram ile siyasi iletişim arasındaki farkı büyütüyor.
İki farklı yol yan yana duruyor: hızlı geliştirmeyi kolaylaştıran gönüllü işbirliği ve zarara uğrayan kişilere yaptırım gücü sunacak bağlayıcı düzenleme. Görev gücünün raporu, bu ikisinin nasıl dengeleneceğine ilişkin daha somut öneriler getirirse gerçek önem kazanacak.