Bir çocuğun internetin zararlı yanlarından korunmasını kim istemez? Soruyu böyle kurduğunuzda herkes aynı tarafta görünür. Oysa gerçek tartışma çocukların korunup korunmaması değil; onları korurken bütün yetişkinlerin hangi haklarından vazgeçmesinin istendiğidir.
Türkiye’de 1 Kasım 2026’da yürürlüğe giren yönetmelik, 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal ağ hizmeti verilmesini yasaklıyor. 15–17 yaşındakilere gizli hesap, sınırlı mesajlaşma, canlı yayın yasağı ve reklam kısıtlamaları getiriyor. Yeni hesaplar için e-Devlet üzerinden yaş doğrulaması gerekiyor; mevcut hesapların 31 Mart 2027’ye kadar doğrulanması öngörülüyor.
Kâğıt üzerindeki bu bariyerin çocukları bütünüyle durduracağını düşünmek saflık olur. Bir yetişkinin doğruladığı hesabı çocuk kullanabilir, çocuklar daha az denetlenen mecralara kayabilir. VPN de kimlik belirtecinin yerini tutmaz. Yasakların ne kadar işe yaradığı, teknik tasarımdan uygulamaya kadar ölçülmek zorunda. Çocukları koruduğunu söylemekle korumak aynı şey değil.
Asıl itiraz daha temel: Ben neden anonim kalmak istediğimi anlatmak zorunda değilim. Gizleyecek bir suçum, korunacak bir sırrım, öne sürecek bir mağduriyetim olması gerekmiyor. Gerçek adımla da konuşabilirim, takma adla da. Anonimlik suç işleme dokunulmazlığı değil; kişinin kimliğini açıklamadan söz söyleyebilmesine ilişkin bir özgürlük. Avrupa Konseyinin 2003 tarihli İnternette İletişim Özgürlüğü Bildirgesi, kullanıcıların anonim kalma tercihine saygı gösterilmesini özellikle vurguluyor.
Yeni sistemin yaş belirtecinde ad, soyad veya T.C. kimlik numarası bulunmaması olumlu. Ama bu bilgi, sistemin izlenemez olduğunu tek başına kanıtlamıyor. Devlet belirtecin hangi hesapta kullanıldığını öğrenebiliyor mu? İşlem kayıtları tutuluyor mu? Ayrı platformlar aynı kişiyle ilişkilendirilebiliyor mu? Bunlara teknik şartname ve bağımsız denetimle yanıt verilmedikçe, “kimliğiniz paylaşılmayacak” sözü tartışmayı bitirmez. Sadece 18 yaşından büyük olduğumu gösterebilmem, hangi hesapların bana ait olduğunu açıklamaktan farklıdır.
Türkiye’nin pornografik sitelere yaklaşımı da aynı sorunu başka bir yerden gösteriyor. 5651 sayılı Kanun’un 8. maddesi, Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesindeki müstehcenlik suçu şüphesiyle erişim engeline dayanak oluşturuyor. Çok sayıda siteye getirilen engel, 14 yaşındakine de 54 yaşındakine de aynı biçimde uygulanıyor. Yetişkin, yaşını kanıtlayıp içeriğe ulaşamıyor. Bu artık yaş doğrulaması değil, içeriğe yönelik yasaklama meselesi. Üstelik çocukların cinsel istismarını gösteren suç teşkil eden materyalle, yetişkinlerin rızasına dayalı yasal içerikleri aynı sepete atmak hukuki tartışmayı çarpıtır.
Anayasa Mahkemesi 2017’de müstehcenlik gerekçesiyle idareye verilen belirli bir erişim engelleme yetkisini anayasal güvencelere aykırı bularak iptal etmişti. Bu, bütün müstehcenlik engellerinin kaldırıldığı anlamına gelmiyor. Ama “genel ahlak” veya “çocukların korunması” denildiğinde ölçülülük incelemesinin ortadan kalkmadığını hatırlatıyor.
Bir hakkı sınırlayacak devletin cevaplaması gereken sorular var: Önlem gerçekten etkili mi? Aynı sonuca daha az müdahaleyle ulaşılabilir mi? Kimlik doğrulaması anonimliği teknik olarak koruyor mu? Engellemenin bir süresi, itiraz yolu ve bağımsız denetimi var mı? Çocukları koruma amacının meşruluğu, bu soruların yerine geçemez.
Bir yetişkinin kendi hayatını nasıl yaşayacağına, neyi izleyeceğine, hangi adla konuşacağına karar verebilmesi için özel bir mazeret sunması gerekmez. Soru, “Vatandaş neden anonim kalmak istiyor?” değil. Soru şu: “Devlet onun anonimliğine neden müdahale etmek zorunda?” Özgürlüğün gerekçesini vatandaş değil, müdahalenin gerekçesini otorite açıklamalı.