Hayatına gireceğim. Kabul ediyor musun?

Hayatına gireceğim. Kabul ediyor musun?

Akşam eve gelip kapılarınızı kapattığınızda evinizin içinde kaç kişi daha olsun istersiniz? Eşiniz? Çocuğunuz? Aile büyükleri? Arkadaşlarınız? Komşularınız? Okul arkadaşlarınız? Daha önce kitap aldığınız dükkanın satıcısı? Hep alışveriş yaptığınız marketin yetkilisi? Televizyonunuzu aldığınız dükkan? Sizi internete bağlayan şirket? Onun beraber çalıştığı ama sizin hiç tanımadığınız şirket? Onun daha önce bayiliğini yapmış ama şu anda sizinle hiçbir alakası olmayan insanların çalıştığı yeni şirket? Ev satmak isteyen bir diğer şirket? Doğu Afrika’nın potansiyel kralı?

 

1980’lerin öncesinde yaşamış olanlar bilirler eskiden ev telefonunun numarası öyle herkese kolay kolay verilmezdi. Çünkü ev telefon numarasının verilmesi, insanları evinize davet etmek anlamına geliyordu. Ya geceleyin biri sizi ararsa? Ya yatma saatinden sonra ararsa? Olacak şey değildi.

Ama sonra o kuşak yaşlandı, yerine yeni bir kuşak geldi. Herkes birbirine şuursuzca cep telefonu numarasını vermeye başladı. Alışverişten sonra, televizyon seyrettikten sonra, kredi kartımızı kullandıktan sonra, hatta büyükelçiliklerde vize verdikten sonra birileri bizim telefonumuzu almaya başladı. Biz de hep verdik…

Bu saatten itibaren kesinlikle özel hayatımız kalmadı. Kendi elimizle hayatımızı dışarıdaki insanlara teslim ettik. Ama dışarıdaki insanlar da boş durmadılar. Onlar da bizim özel hayatımızı ellerinden geldiği kadar geniş bir kitleye dağıttılar.

Bugün günde en az iki üç reklam mesajı almayanımız var mı aramızda? Telefonundan “merhaba sizi bilmem ne bankasından arıyoruz, müsaitseniz size paketlerimizden bahsedeceğiz” sözünü duymayan var mı?

Bunlar bizim bilerek verdiklerimiz. Bunu hepimiz bir şekilde biliyoruz. Bir de bilmediklerimiz var. Gelin onlara bir göz atalım.

Biz şu anda internet ortamında gezinirken yaptıklarımız etkin bir biçimde kaydediliyor. Kimler tarafından mı? Hemen herkes tarafından. En başta kabul edilmese ve resmi olarak açıklanmasa da elbette ki devlet otoriteleri tarafından. İkinci kısımda size hizmet verenler tarafından. Örneğin Google üzerinde şifre kullanarak kullandığınız tek bir uygulama bile varsa bu arama motoru yaptığınız tüm aramaları sizin adınızla kaydediyor. Elektronik postalarınızın içini görüyor. Bir işletim sistemi şirketi bilgisayar üstünden yapılan tüm sesli konuşmaların takip edilebilmesinin resmi patentini almıştı geçtiğimiz aylarda. Örneğin bazı şirketlerin asla okumadan onaylayarak geçtiğimiz kullanım şartnamelerinde “biz sizin yaptıklarınızı takip ederiz bunu da istediğimiz gibi kullanırız” ibaresi var.

Bunun dışında bazı reklam şirketleri sizin haberiniz dahi olmadan sizi adım adım takip ediyor. Örneğin bir siteye girdiniz ve orada bir reklam gördünüz. Siz bu reklama tıklamamış olsanız bile bu reklamın izi bilgisayarınızda kalıyor. Bilgisayardaki bu iz siz başka bir siteye gitseniz de kaydına devam edebiliyor ve tekrar orijinal siteye girdiğinizde topladığı bilgileri merkeze gönderiyor.

Aynı şeyi Facebook içinde görebiliyoruz. Bilmeden verdiğimiz onaylarla bizim bilgilerimiz “iş amaçlı” birileriyle paylaşılıyor. Hatta girmemiş olsalar bile zaman zaman arkadaşlarımızın bilgilerini dahi şirketlere gönderebiliyoruz.

Bu noktada daha önce bir yazar olarak benim üstüme saldıran insanların söylediklerini sizlerle paylaşmam gerekiyor. İnsanlar bu noktada birkaç farklı kategoride toplanıyor:

1. “Bana ne”ciler: Bu insanlar ya çok gençtir ya çok yaşlı. İnternette dolaşırken her yere elektronik posta adreslerini ve hatta telefonlarını bırakırlar. İzlenmek, takip edilek onların umurunda değildir. “Deyin ki takip ediliyorum ne olacak” derler. Haklı olabilirler.

2. “Sana ne”ciler: Bu insanlar takip edilmenin kötü bir şey olduğunu bilirler. Ama takip edilmemek için kendilerine rahatlık sağlayan şeylerden vazgeçmek istemezler. Bu yüzden kendi içlerinde çelişkide yaşarlar ve sana ne şeklinde bu konuda fikir veren insanlara saldırırlar.

3. “Ekmeğime mani olma”cılar: Bu insanlar çok tehlikelidir. Normal şartlarda tepk verecek, bu tarz bilgi hırsızlıklarına tepki verecek yetenekte ve bilgi birikimindedirler. Ama bu bilgi birikimlerini para kazanmak için kullanırlar. O yüzden keyke küçük yazılımlar bizim bilgilerimizi sağa sola dağıtmasa dediğimizde üstümüze atlar, ne var bunda der ve bizi cahillikle suçlarlar.

4. “Yapma beee”ciler: Bunlar şaşıran insanlardır. Teknolojiyi takip etmezler. Başlarına ne geldiğini veya gelebileceğini bilmezler. Bu yazı onlar için yazılmıştır.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız Giriş