The Center Square’in aktardığı tartışmada, Trump yönetiminin “süper zekâ” terimini öne çıkarması teknoloji çevrelerinden farklı tepkiler aldı. Bazı iş insanları daha iddialı adlandırmayı desteklerken akademisyenler bunun yerleşik kavramları karıştırdığını söylüyor. Yapay zekâ sistemleri metin oluşturabiliyor, yazılım geliştirebiliyor ve çok aşamalı işleri üstlenebiliyor; ancak bunların insanın bütün bilişsel yeteneklerini aşmış olması aynı şey değil.

Bilimsel literatürde genel yapay zekâ ile süper zekâ da birbirinden ayrılır. Genel yapay zekâ, geniş bilişsel görevleri yerine getirebilen sistemleri; süper zekâ ise insanı hemen bütün zihinsel alanlarda aşan varsayımsal kapasiteyi anlatır. Her etkileyici model demosu bu ikinci kategoriye ulaşıldığını göstermiyor.

Kamuoyunun kaygıları da isim tartışmasından daha somut. İnsanlar işlerinin geleceğini, kişisel verilerinin nasıl kullanıldığını, sistemlerin hangi kararları otomatikleştirdiğini ve artan enerji tüketimini sorguluyor. Yeni etiket bu soruların hiçbirine tek başına çözüm sunmuyor.

Haberde ilginç olan, isim değişikliğinin teknolojinin toplumsal kabulünü artırıp artırmayacağı sorusu. Elektrik tüketimi artan veri merkezleri, olası iş kayıpları ve hatalı karar veren algoritmalar karşısında kullanıcıların kaygısı teknik bir markalama hamlesiyle ortadan kalkmıyor. Tam tersine çok güçlü bir isim, sistemlerin başarısız olabildiği alanları görünmez kılabilir. Sözcük değişikliğinin destekçileri bunu gelişen kapasiteyi anlatmanın yolu olarak sunarken eleştirmenler kamuoyunun teknolojinin gerçek durumuyla ilgili daha açık bilgilendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Siyasi adlandırmanın kalıcı olup olmayacağı belirsiz. Fakat tartışma, teknolojiyi anlatırken kullanılan kelimelerin bile yatırımcı beklentilerini, devletin önceliklerini ve kullanıcıların algısını değiştirebildiğini ortaya koyuyor.