Amerikan teknoloji şirketleri bu yüzyılın büyük bölümünde oldukça geniş bir hareket alanına sahipti. Bu özgürlük Apple, Google, Meta ve diğerlerinin dünyanın en büyük şirketleri arasına girmesini sağladı. Ancak Financial Times’ın başyazısına göre dönem değişiyor: kamuoyu, mahkemeler ve Kongre artık büyük teknoloji şirketlerine eskisi kadar hoşgörülü değil.

Değişimin merkezinde yapay zekâ bulunuyor. Pew araştırmasına göre Amerikalıların yüzde 40’ı yapay zekânın önümüzdeki 20 yılda toplum üzerinde olumsuz etkisi olacağını düşünüyor; olumlu etki bekleyenlerin oranı yalnızca yüzde 16. Teknoloji şirketlerinin iş kayıplarından insanlık için varoluşsal risklere kadar sürekli büyük tehditlerden söz etmesi de bu korkuyu büyütüyor.

Tepki artık yalnızca anketlerde görülmüyor. Yapay zekâ veri merkezlerinin enerji ve su tüketimine yönelik yerel muhalefet artıyor. Teknoloji yatırımlarını uzun süre destekleyen Texas gibi eyaletlerde bile yeni veri merkezi projeleri daha sık sorgulanmaya başladı.

Siyasi tablo da değişiyor. ABD eyaletleri çocuk güvenliği, mahremiyet, deepfake içerikler ve algoritmik ayrımcılık gibi alanlarda çok sayıda yapay zekâ yasası çıkardı. Federal yönetimin eyaletlerin yapay zekâyı düzenlemesini uzun süre engelleme girişimi ise Kongre’de iki partiden de direnç gördü.

Mahkemeler de daha sert bir çizgiye kayıyor. Meta, Facebook ve Instagram’ın çocuklar üzerindeki etkileri nedeniyle çok sayıda eyaletin açtığı davalarla karşı karşıya. Özellikle sosyal medya şirketlerinin kullanıcıları platformda tutmak için kullandığı algoritmaların ifade özgürlüğü kapsamında otomatik olarak korunamayabileceğine yönelik kararlar, sektör açısından önemli bir değişim anlamına geliyor.

Buradaki esas mesaj basit: Big Tech’in yıllarca sahip olduğu “önce büyü, sorun çıkarsa sonra bakarız” dönemi sona eriyor olabilir. Yapay zekâ bu dönüşümü hızlandırıyor çünkü teknoloji şirketlerinin ekonomik gücü büyürken insanların iş, mahremiyet, çocuk güvenliği ve enerji maliyetleri konusundaki endişeleri de aynı hızla artıyor.

Financial Times’ın önerisi de şirketlerin düzenlemeye karşı sürekli savaşmak yerine bu değişimi kabul etmeleri. Daha güvenli, mahremiyeti daha fazla koruyan ve kamu yararını açık biçimde gözeten ürünler geliştirmek artık yalnızca etik bir tercih değil, şirketlerin kendi ekonomik çıkarlarının da gereği haline geliyor.