Eskiden internet hızı diye bir şey yoktu hayatımız ne kadar da rahattı. 36 kilobitle internete bağlanan modemlerimiz zaten ne kadar veri çekebilirlerdi ki onlara kota uygulayalım… O yüzden de o yıllarda internete giriş çıkış dakika ve saatle sınırlıydı.

Sonra internetin hızı arttı. Biraz da yaygınlaştı üstünüze afiyet. O zaman kotalardan konuşulmaya başlandı. Başta kotalı ve kotasız internet vardı. Sonra baktılar ki kotasız olmuyor, adil kullanım kotası diye bir şey uydurdular. Yani kotalı ama kotasızdı.

Bu kelimeler insan aklının alabileceği en saçma terimlerdi. Parasını verdiğiniz bir şeyi çok kullanırsanız adil olmuyordu. Adil olabilmek için interneti azar azar kullanmak gerekiyordu. Böyle söyleyince çok saçma geliyor ama şirketler halkın bunu normal bulduğuna gerçekten inandırmış durumdalar kendilerini. “Kota yok adil kullanım sınırı var” cümlesini hepimiz yedik göründük. Başka çaremiz yoktu.

Peki şirketler niye adil kullanım kotası koyuyorlar? Burada kıt kaynak bir ağdan diğerine atlarken şirketlerin vermek zorunda olduğu para aslında. Şimdi şöyle düşünün: Turkcell bazı hizmetlerinde data parası almıyor. Bunun bu hizmetleri sübvanse etmek gibi alt başlıkları olsa da bir taraftan da Turkcell ağı içinde kaldığınızda ona minimum yük getiriyorsunuz o yüzden…

Biz Türkiye dışından ne zaman bir data alsak şirketlere normalden çok daha fazla para yazıyor. Gerçi çoğu durumda Türk Telekom’un ağ paylaşma sorunları olduğu için Türkiye içinde de çok para yazıyor ya… O da ayrı bir yazının konusu olsun.

Yani en kaba söyleyişiyle fiberin bakırın üstünde dolaşan veri değil şirketlere sorun çıkaran, Türkiye sınırları dışına çıktıktan sonraki hali…

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.