Bir klavye diziliminin, örneğin E klavyenin tüm dünyada üretilen ürünlerde yaygınlaşması için nasıl adımların atılması gerekiyor?
Bu ulusal öneme haiz bir konu. Öncelikle Devletin sahip çıkması beklentisi içindeyiz. Özellikle Milli Prodüktivite Merkezi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bunun üzerinde önemle durmalı. Patent başvuru sonucunu beklemekteyiz. Patent alındığında ise E klavye patentli tek ve ilk ulusal klavyemiz olmuş olacak. Biz bilim insanları olarak konu ile ilgili üzerimize düşen görevi yaptığımız inancındayız.
Yaygınlaştırma konusu ya Devletin veya ilgilenecek iş adamlarımızın üzerinde durması gereken bir konu. Devlet sahip çıkarsa gerisi kolay diye düşünüyorum. Microsoft vb. şirketlere Türkiye için imal edecekleri bilgisayarlara E klavye yerleştirme zorunluluğu getirebilir. Ama tabii öncelikle “ On parmak E klavye öğrenim kursları” ülke çapında yaygınlaştırılmlaıdır. Bunun için de öncelikle E klavye öğrenimi veren bir şirketin kurulup ülke çapında kurslar aaçması gerekmektedir. Veya Devlet kendi bünyesinde benzer bir çözüm bulabilir.
Yaptığınız araştırmalara göre minik elektronik telefon klavyeleri, masaüstü cihazların klavyeleri ve laptopların klavyelerin büyüklüklerine göre yeni dizilimler yapılması gerekir mi? Yani ürün bazında farklılıklar gerekir mi?
Klavyenin geometrisine (örneğin; dikdörtgen, kare daire vb.) ve kullanılacak parmak sayısına göre harflerin optimal dağılımı değişebilir. Ölçüler çok küçük olursa on-parmak yazmak mümkün olmayacaktır. Küçük ölçekteki cihazlar için genelde tek pamak yazım kuralları geçerlidir. Bunun için de ayrı klavye yerleşimleri gereklidir. Bununla ilgili de bir çalışmamız mevcut.
Bugün bu klavyelerin en iyi olanın, örneğin E klavyenin, yaygınlaşabilmesi için hangi adımların nasıl atılması gerekiyor? Devletin buyurgan olması, Türk standartlarına bu klavyenin girmesi nasıl bir süreç ve kaynak aktarımı gerektirecektir?
Daha önce de belirttiğim gibi; E klavyenin yaygınlaşmasında Devletin ve diğer ilgili kurumların öncülüğü çok önemlidir. Süreç ve kaynak aktarımı konusunda ise şu an için pek bir bilgi verebileceğimi düşünmemekle beraber, pek fazla bir yatırımı gerektirdiğini de düşünmüyorum. Devlet kendi imkanları ile ülke çapında E klavye kursları açabilir. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde bu yapılabilir. Patent alındıktan sonra E klavyenin bir Türk standardı olma sorunu olacağını düşünmüyorum. Çünkü o taktirde E klavye, Türkçe için ilk ve tek patentli klavyemiz olmuş olacak.
1950’lerin Türkçesi ile şimdiki arasında nasıl bir fark vardır ve bu F klavyeden E klavyeye geçilmesini zorunlu hale getirmiştir?
Öncelikle şunu belirteyim: E klavyenin geliştirilmesinin nedeni 1950´lerin Türkçesi ile günümüz Türkçesi arasındaki olası farklar değildir. Yani, E klavye ile F klavye arasındaki tek farkın bu olduğunu söylemek yanlış olur.
Şunun da altını önemle çizmem gerek: E klavyenin çıkış noktası F veya Q klavyede tespit ettiğimiz eksiklikler değildir. Ana neden: Türkçe için bilimsel (ergonomik ve optimal) bir klavye geliştirme arzu ve isteğimizdi. Türkçe için bunu başarırken aynı zamanda dünyanın diğer birçok dili için de klavye geliştirmede kullanılabilecek özgün bir yöntem de geliştirdik.
Ama sorunuza yanıt olmak üzere, F klavye ile ilgili tespitlerimizi yineleyelim burada: Dil, bildiğiniz gibi dinamik bir yapıya sahip. Zamanla değişimler gösterebiliyor. Örneğin; dile yeni kelimeler katılıyor- üretiliyor, kelimelerin günlük hayatta kullanım sıklıkları değişiyor, vs. F klavyeyi oluşturmada kullanılan Türkçe harf sıklıkları 1950´lerin TDK sözlüğüne göre tespit edilmiş ve ardışık harf çiftlerinin sıklıkları kullanılmamış. Fakat bu doğru bir yöntem değildir. Doğru yöntem, basılı ve sözlü her alandaki metinlerdeki kelime sıklıklarına dayanılarak harf ve ardışık ikili harf sıklıklarının hesaplanmasıdır. Yani Türkçe Ulusal Derlemi esas alınmalıdır. Ayrıca, F klavyede yazım yükü parmaklara kapasitelerince dağıtılmamakta ve işaret parmaklarına aşırı yüklenilmektedir. F klavyenin geliştirilmesinde kullanılan bilimsel yöntemin ne olduğuna dair literatürde hiç bir bilgi yok. Matematiksel bir optimizasyona dayanmadığı kesin. Varsa eğer, deneysel altyapısının ne olduğuna dair literatürde bilimsel olarak geçerli bir bilgi de yok. Olma ihtimali de zayıf. Çünkü 1950´ler Ergonomi ve Optimizsayon tekniklerinin Avrupa ve ABD´de uygulanmaya henüz konduğu başlangıç dönemleri.
E klavye çalışması ve doğru klavyeye erişim yöntemi tek bir üniversite bünyesinde yapılmış bir hareket midir yoksa akademik çevrede kabul görmüş bir çalışma mıdır?
Bu sorunuza yanıt verebilmem için sorunuzu biraz daha açık ifade etmeniz gerekirdi. “..yoksa akademik çevrede kabul görmüş bir çalışma mıdır?” ile ne demek istediğinizi pek anlayamadım doğrusu. Ergonomik ve optimal klavye araştırmaları birçok ülkede yıllardan beri yapılmakta ve çalışmalar devam etmektedir. Biz bu çalışmayı sadece Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde yaptık.
Bilimsel çalışma yöntemleri evrenseldir. Şu veya bu üniversiteye göre olmaz. Matematiksel ve deneysel yöntemler kullandık. Bu yöntemler üniversiteden üniversiteye değişimler göstermez, göstermemeli. TÜBİTAK hakemleri ve üniversite camiasından hocalar çalışmalarımıza hakemlik ettiler.
Bu çalışma sonucu halihazırda 1 makalemiz “Human Factors” dergisinde yayımlanmak üzere kabul edildi ve online basımı yapıldı. 2. Revivyondan sonra tekrar gönderildi. Şu an 3. Makale üzerinde çalışmamızı sonlandırmak üzereyiz.
ÖNEMLİ NOT: Hocam haklı soruyu iyi formüle edememişim. Sanki onun çalışmasını küçümsüyor gibi tuhaf bir soru olmuş. Cep telefonu klavyesinde çok başarılı soru soramadığım çok net. Burada kasıt aslında üniversitelerle ortak çalışma yürütülüp yürütülmediği, bunun tüm akademik camia tarafından sahiplenildiği, desteklenip desteklenilmediğiyle alakalıydı. Niyet iyiydi yani…












