SkyAtlas yüzde 100 Türk girişimi. Bu kadar çok bulut hizmetinin olduğu bu dünyada korkusuzca biz de varız diyerek milyar dolarlık şirketlerin karşısına çıkmış. Girişimcilik dünyası deyimiyle “agile” yani çevik olma düsturuyla çıkmış bir şirket. Girişim dünyasının ilk rampasını aştıktan, ilk yatırımını aldıktan sonra kurumsal şirket yapılanmasını tamamlamış.
İlk yapılanma ardından daha önce cep telefonu ve telekomünikasyon dünyasında ses getiren işler yapmış olan Levent Kocatürk’ü CEO olarak şirketin tepe yönetimine getirmiş.
Şirket en temel tanımıyla bulut işi yapıyor. Ancak dünyadaki örneklerini iyice inceledikten sonra bu hizmetin daha kolay ve farklı şekilde verilebileceğini öngörerek buna yönelik bir yapılanma içine girmişler. Bulutun şirketlere sunduğu istediğin zaman “istediğin kadar büyüyebilir” yapısını elden geçirerek bu büyümenin yatay değil dikey olarak gerçekleşebilmesine yönelik yepyeni bir uygulama tasarlamışlar. Türkiye’nin en büyük bankaları, telekomünikasyon şirketleri, anlı şanlı holdinglerinden değil, bu işe gerçekten ihtiyacı olan KOBİlerine yönelik iş planları hazırlamışlar.

Benim gibi Amazon ve Google içinde kaybolma potansiyeli olan kullanıcılar için Türkçe destek sunmaya başlamışlar. Ürün ve hizmetlerini satın almak gerçekten çok kolay. Ancak en iyi yönleri de bu değil: Aynı zamanda şaşırtıcı biçimde dünya devlerine kıyasla daha hesaplı ürün ve hizmetler sunuyorlar. Kocatürk bu hesaplılığı şöyle tanımlıyor: “Bize gelen müşteriler Amazon’da veri barındırmanın bize göre çok daha ucuz olduğunu söylüyor. Ancak oradaki gizli maliyetleri gözden kaçırıyorlar. Orada duran bir veri evet bemki bizden daha ucuza geliyor. Ancak veriye her ulaştığınızda, o veriyi her kontrol ettiğinizde sizden ekstra ücret talep ediliyor. Bize kullanım senaryolarıyla gelen şirketler bizim sunduğumuz toplam sahip olma maliyetinin çok daha düşük olduğunu görüyor…”

Biz millet olarak prospektüsünü okumadan ilaç alan yan etkilerini düşünmeyen bir yapıya sahibiz. 5 dolardan başlayan fiyatlar denince aklımızda sahiden de o 5 dolar kalıyor. Ay sonunda önümüze gelen fatura genelde bizi şoke ediyor. Ancak bi sadece işin maliyet tarafı.
Olayın bir de hız tarafı var: Amerika ya da Avrupa’da konumlanmış bir bulut hizmetine erişmek için gerçekten bastığımız her klavye tuşu ya da bize gelen harf yolda zaman kaybediyor. Biz farkında olmadan aslında hem zaman kaybı yaşıyor hem de dünyayı dolaşan verinin maliyetini dolaylı olarak üstleniyoruz. Herkes bilmez ama bilmeli, siz internete girdiğinizde verinin Amerika ya da Türkiye’den geldiğinin farkında olmayabilirsiniz. Ama yurt dışını dolaşan veriler için bu ülke yatırımcıları epey farklı bir para veriyor üstünden geçtiği trafiği taşıyan ülkelere.
E hani biz milliyetçiydik? Hani ülkemizi çok seviyor ve onun için her şeyi yapıyorduk? Her pazartesi ve Cuma milli marş okumaktan, şehit cenazesinde saf tutmaktan öte bir milliyetçilik de var, en azından olmalı… Şu anda bildiğiniz gibi verilerimizin yurt dışında barındırılması yasak. Bu yüzden bankalarımız, veri işi yapan şirketlerimiz bu kritik dataları Türkiye’de tutmak zorunda. Bunu da milliyetçilik kapsamında düşünmemiz gerekiyor.

SkyAtlas sadece Türk, kolay ve ucuz kavramlarının arkasında iş yapıyor olsaydı dahi bizim desteklememiz gerekirdi. Ama onlar bunun ötesine geçmenin yollarını aramışlar. Openstack adı verilen, bulut dünyasının “arkasında dayısı olmayan” açık kaynak kodlu uygulamasını kendilerine temel olarak almışlar. Bir büyük dünya devi şirkete sırtını dayamak yerine açık kaynak kodlu, geliştirmesini gönüllülerden alan bir yapı bu. Öyle gençlerin kendi aralarında eğlenmek için hayata geçirdiği bir şey de değil, NASA ve eBay gibi büyük devler altyapılarını bu sisteme emanet etmiş durumdalar.

Bunun dışında 7X24 mühendis desteği veriyorlar arayanlar için. Bu sayede de Türkiye’nin telekomünikasyon devlerinin, Türkiye’de altın bulmak için gelen büyük yabancı markaların bulamadığı kadar derin bir müşteri portföyüne sahip olmuşlar. Saha ekibi KOBİ tarzı firmalara gidip bu sistemi anlatırken bir yandan da mutlu müşteriler yeni müşteriler getiriyor birbiri ardına.

Sürekli yatırım yapmasına rağmen 2016 yılından itibaren pozitif EBİT hedefliyorlar. Bir yandan donanımsal organik büyümelerini sürdürürken diğer yandan da gelen müşterilere göre ürün ve hizmetlerini çeşitlendirecek Ar-Ge yapmayı durdurmuyorlar. 2020 yılına kadar yapacakları hedefleri belirlemiş durumdalar ve elbette yeni yatırımlar alma hedefinden de uzaklaşmamaya çalışıyorlar.

Türkiye içinde Türklere hizmet veren bir milliyetçilikten de bahsetmiyoruz. Bence ülkeye yapılan en iyi hizmet, şimdiye kadar kimsenin gitmediği Ortadoğu ve Afrika gibi pazarlara açılmak ve oradan ülkele döviz kazandırmak. Bu konuda yakın vadede Ortadoğu’da müşteri çeşitlendirmesine gitmeyi, oradan da Avrupa’ya sıçramayı istiyorlar.